تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

ash-Shu`ara` · Şairler · 227 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

طسٓمٓ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ta Sin Mim.

تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.

لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adeta kendini helak edeceksin!

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar (Allah'ın ayetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) Hani Rabbin, Musa'ya; "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hala korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Harun'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)."

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım."

قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz",

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım."

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi.

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine Musa, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır" dedi.

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Alemlerin Rabbine inandık" dediler.

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Musa'nın ve Harun'un Rabbi'ne."

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz Musa'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur."

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar."

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."

فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İki topluluk birbirini görünce Musa'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.

قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine Musa'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra ötekileri suda boğduk.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."

ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O, bana yediren ve içirendir."

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Hastalandığımda da O bana şifa verir."

وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."

وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."

وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."

وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."

فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Candan bir dostumuz da yok."

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nuh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı.

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani kardeşleri Nuh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O halde, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?"

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nuh, şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?"

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!"

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ben inananları kovacak değilim."

إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Ey Nuh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!"

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı."

فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."

فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra da geride kalanları suda boğduk.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani kardeşleri Hud, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"

وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."

قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Semud kavmi de Peygamberleri yalanladı.

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."

قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.

فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Lut'un kavmi de peygamberleri yalanladı.

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(165-166) "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(165-166) "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Ey Lut! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Lut, şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."

فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra diğerlerini helak ettik.

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani Şu'ayb, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."

وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Doğru terazi ile tartın."

وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."

قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şu'ayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar Şu'ayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bu Kur'an, alemlerin Rabbi'nin indirmesidir.

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar, her günahkar yalancıya inerler.

يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.