تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

as-Saffat · Saf Tutuşturanlar · 182 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte biz suçlulara böyle yaparız.

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak Allah'ın halis kulları başka.

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar Naim cennetlerindedirler.

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Konuşan o kimse, yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları başka.

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, Nuh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Alemler içinde Nuh'a selam olsun!

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz İbrahim de O'nun taraftarlarından idi.

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"O halde, alemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ne diye konuşmuyorsunuz?"

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, şöyle dedi: "Ben Rabbime (O'nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir."

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim'e selam olsun.

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.

وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onları doğru yola ilettik.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa'ya ve Harun'a selam olsun.

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları başka.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İlyas'a selam olsun.

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Lut da peygamberlerdendi.

إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kafir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kafir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sonra da diğerlerini yok ettik.

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?

وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Yunus da peygamberlerdendi.

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece, Yunus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hiç düşünmüyor musunuz?

أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Onlara mutlaka yardım edilecektir."

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O halde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Peygamberlere selam olsun.

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.