فَـَٔاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ٣٨
فَـَٔاتِ o halde ver ذَا akrabaya ٱلۡقُرۡبَىٰ the relative EN حَقَّهُۥ hakkını وَٱلۡمِسۡكِينَ ve yoksula وَٱبۡنَ ve yolcuya ٱلسَّبِيلِۚ and the wayfarer EN ذَٰلِكَ bu خَيۡرٞ daha hayırlıdır لِّلَّذِينَ için يُرِيدُونَ isteyenler وَجۡهَ yüzünü (rızasını) ٱللَّهِۖ Allah'ın وَأُوْلَـٰٓئِكَ ve işte هُمُ onlar ٱلۡمُفۡلِحُونَ başarıya erenlerdir
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
İlişkiler21 bağlantı · 4 tür
Aynı hüküm2:83 4:36 9:60 16:90 17:26 51:19
Aynı ibare2:115 2:272 59:7
Aynı konu35:40 70:24 70:25
Henüz sınıflandırılmamış2:177–267 2:272 6:141 16:38 22:19 24:22 30:39 70:24–25 92:19