تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

adh-Dhariyat · Tozutup Savuranlar · 60 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ondan (Peygamber'den) çevrilen çevrilir.

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Geceleri pek az uyurlardı.

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Seherlerde bağışlama dilerlerdi.

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va'dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ سَلَٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Orada (Lut'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.

فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben, size O'nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, "O bir büyücüdür" yahut "bir delidir" demiş olmasınlar.

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü'minlere fayda verir.

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkar edenlerin haline!