بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)
al-Mudathir · Gizlenen · 56 ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)
قُمْ فَأَنذِرْ
Kalk da uyar.
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Rabbini yücelt.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Nefsini arındır.
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
Şirkten uzak dur.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
Rabbinin rızasına ermek için sabret.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
(8-9) Sur'a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
(8-9) Sur'a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
Kafirler için hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا
(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا
(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا
Kendisine alabildiğine imkanlar sağladım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا
Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
ثُمَّ نَظَرَ
Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
"Bu, ancak insan sözüdür."
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
Geride bir şey koymaz, bırakmaz.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Derileri kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kafirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
(32-37) Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka.
فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
"Yoksula yedirmezdik."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
"Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
"Ceza gününü de yalanlıyorduk."
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
"Nihayet ölüm bize gelip çattı."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً
Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.
كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ
Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur'an) bir uyarıdır.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Artık kim dilerse ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
Bununla beraber, Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O takvaya (kendisine karşı gelmekten sakınılmaya) ehil olandır, bağışlamaya ehil olandır.