تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

al-Qamar · Ay · 55 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve "Süregelen bir sihirdir" derler.

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.

حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Davetçiye doğru koşarlarken kafirler, "Bu zor bir gün" derler.

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.

وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ad kavmi de (Hud'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(23-24) Semud kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz."

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(23-24) Semud kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz."

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir."

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Salih'e şöyle demiştik:) "Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret."

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Lut kavmi de uyarıcıları yalanladı.

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(34-35) Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lut'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.

نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(34-35) Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lut'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, Lut onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, Firavun'un ailesine de uyarıcılar gelmişti.

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar?

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek.

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.