تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

al-Hijr · Hicr · 99 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Elif Lam Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.

ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Helak ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"

لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!"

مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Önceki milletlerin (helakine dair Allah'ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur'an'a) inanmazlar.

وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.

لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.

وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.

إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.

إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.

قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Allah, "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" dedi.

قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İblis dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."

قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(34-35) Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerinedir" dedi.

وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(34-35) Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lanet senin üzerinedir" dedi.

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İblis: "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi.

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(37-38) Allah da, "O halde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(37-38) Allah da, "O halde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(39-40) İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.

قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(41-42) Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" dedi.

إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(41-42) Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" dedi.

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.

لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.

ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" denilir.

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.

قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.

قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.

قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(59-60) Lut'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lut'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(61-62) Elçiler (melekler) Lut'un ailesine gelince, Lut onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.

قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."

وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."

فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."

وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."

وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şehir halkı sevinerek geldiler.

قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Lut, dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."

وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi.

قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik" dediler.

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Lut: "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)" dedi.

لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Melekler, Lut'a:) "Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş halde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)" dediler.

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.

فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O şehrin kalıntıları hala mevcut olan bir yol üstünde duruyor.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.

وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.

فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lut kavminin yaşadığı Sodom ile Şu'ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.

وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.

وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, onlara ayetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.

وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.

فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.

فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve her şeyi) bilenin ta kendisidir.

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve büyük Kur'an'ı verdik.

لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere (şefkat) kanadını indir.

وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."

كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.

ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek) Kur'an'ı da parça parça edenlerdir.

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış etme.

إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O halde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.

وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.