أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجۡتَرَحُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجۡعَلَهُمۡ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَوَآءً مَّحۡيَاهُمۡ وَمَمَاتُهُمۡۚ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ ٢١
أَمۡ yoksa حَسِبَ sandılar (mı ki?) ٱلَّذِينَ kimseler ٱجۡتَرَحُواْ işleyen ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükleri أَن onları yapacağımızı نَّجۡعَلَهُمۡ We will make them EN كَٱلَّذِينَ kimseler gibi ءَامَنُواْ inanan وَعَمِلُواْ ve yapan ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi ameller سَوَآءٗ bir olacak (öyle mi?) مَّحۡيَاهُمۡ yaşamaları وَمَمَاتُهُمۡۚ ve ölümleri سَآءَ ne kötü مَا hüküm veriyorlar يَحۡكُمُونَ they judge EN
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
İlişkiler11 bağlantı · 2 tür
Aynı konu32:18 38:28 40:58 59:20 68:35
Henüz sınıflandırılmamış8:50 16:28 16:32 29:4 47:2 68:36