لَقَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُولًا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَـٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ١٦٤
لَقَدۡ andolsun ki مَنَّ lutufta bulundu ٱللَّهُ Allah EN عَلَى karşı ٱلۡمُؤۡمِنِينَ mü'minlere إِذۡ göndermekle بَعَثَ He raised EN فِيهِمۡ kendilerine رَسُولٗا bir elçi مِّنۡ kendi içlerinden أَنفُسِهِمۡ themselves EN يَتۡلُواْ okuyan عَلَيۡهِمۡ onlara ءَايَـٰتِهِۦ (Allah'ın) ayetlerini وَيُزَكِّيهِمۡ ve kendilerini yücelten وَيُعَلِّمُهُمُ ve kendilerine öğreten ٱلۡكِتَـٰبَ Kitap وَٱلۡحِكۡمَةَ ve hikmeti وَإِن bulunuyorlarken كَانُواْ they were EN مِن daha önce قَبۡلُ before (that) EN لَفِى içinde ضَلَـٰلٖ bir sapıklık مُّبِينٍ açık
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Andolsun, Allah, mü'minlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
İlişkiler9 bağlantı · 3 tür
Aynı ibare2:129 2:151 4:113 9:128 62:2
Aynı konu9:88
Henüz sınıflandırılmamış9:108 9:111 79:17–19