وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَـٰضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقۡدِرَ عَلَيۡهِ فَنَادَىٰ فِى ٱلظُّلُمَـٰتِ أَن لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبۡحَـٰنَكَ إِنِّى كُنتُ مِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٨٧
وَذَا ve Zü(nnun'u) ٱلنُّونِ (ve Zün)nun'u إِذ zira ذَّهَبَ gitmişti مُغَـٰضِبٗا kızarak فَظَنَّ sanmıştı أَن diye لَّن asla نَّقۡدِرَ güç yetiremeyeceğiz عَلَيۡهِ kendisine فَنَادَىٰ nihayet yalvardı فِى içinde ٱلظُّلُمَـٰتِ karanlıklar أَن diye لَّآ yoktur إِلَـٰهَ tanrı إِلَّآ başka أَنتَ senden سُبۡحَـٰنَكَ senin şanın yücedir إِنِّى muhakkak ben كُنتُ oldum مِنَ zalimlerden ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers EN
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Zünnun'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti.
İlişkiler25 bağlantı · 5 tür
Açıklar37:142 68:48
Aynı kök54:49–50
Paralel37:139–148 37:139–144 37:140 37:143–144 37:143 68:48 68:49
Aynı konu10:98
Henüz sınıflandırılmamış4:17–18 7:34 10:98 21:88 24:40 35:32 37:139 37:141 37:144 37:148 68:48–49 68:49 Tümünü göster (+2)