تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

al-Waqi`ah · Olay · 96 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!

وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış kimselerdir.

أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış kimselerdir.

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar, Naim cennetlerindedirler.

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

وَحُورٌ عِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(22-23) Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükafat olarak (verilir.)

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler.

وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

عُرُبًا أَتْرَابًا

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Evvelki atalarımız da mı?"

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.

نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sizi biz yarattık. Hala tasdik etmeyecek misiniz?

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Attığınız o meniye ne dersiniz?!

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(60-61) Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez.

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz:

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Muhakkak biz çok ziyandayız!"

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!"

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İçtiğiniz suya ne dersiniz?!

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık.

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(75-76) Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O, elbette değerli bir Kur'an'dır.

فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Korunmuş bir kitaptadır.

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Alemlerin Rabb'inden indirilmedir.

أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.

فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bir de cehenneme atılma vardır.

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz bu, kesin gerçektir.

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.