بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).
إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
Güneş, dürüldüğü zaman,
at-Takwir · Dolama · 29 ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).
إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
Güneş, dürüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ
Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
Gebe develer salıverildiği zaman.
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ
Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ
Amel defterleri açıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ
Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
Cehennem alevlendirildiği zaman,
وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ
O, gayb hakkında cimri değildir.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
(Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
(27-28) O, alemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
(27-28) O, alemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.