فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضًا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواْ هَـٰذَا عَارِضٌ مُّمۡطِرُنَاۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦۖ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ ٢٤
فَلَمَّا nihayet رَأَوۡهُ onu görünce عَارِضٗا geniş bir bulut halinde مُّسۡتَقۡبِلَ yönelerek geldiğini أَوۡدِيَتِهِمۡ vadilerine قَالُواْ dediler هَـٰذَا bu عَارِضٞ bir buluttur مُّمۡطِرُنَاۚ bize yağmur yağdıracak بَلۡ hayır هُوَ o مَا şey ٱسۡتَعۡجَلۡتُم sizin acele gelmesini istediğinizdir بِهِۦۖ onun رِيحٞ bir rüzgardır فِيهَا içinde bulunan عَذَابٌ azab أَلِيمٞ acıklı
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.
İlişkiler18 bağlantı · 3 tür
Paralel41:15–16 41:16 51:41 51:41–42 51:42 54:19 54:20
Aynı konu89:6
Henüz sınıflandırılmamış7:71 26:140 41:15 51:41 52:44 53:50 69:6 69:6–8 69:7 89:6