إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلۡفَـٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِى ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡـَٔاخِرَةِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ١٩
إِنَّ şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere يُحِبُّونَ isteyenlere أَن yayılmasını تَشِيعَ (should) spread EN ٱلۡفَـٰحِشَةُ edepsizliğin فِى içinde ٱلَّذِينَ inananlar ءَامَنُواْ believe EN لَهُمۡ vardır عَذَابٌ bir azab أَلِيمٞ acıklı فِى dünyada ٱلدُّنۡيَا the world EN وَٱلۡـَٔاخِرَةِۚ ve ahirette وَٱللَّهُ ve Allah يَعۡلَمُ bilir وَأَنتُمۡ ancak siz لَا bilmezsiniz تَعۡلَمُونَ know EN
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
İlişkiler8 bağlantı · 3 tür
Aynı kök16:90
Aynı konu4:16 7:33 33:58
Henüz sınıflandırılmamış2:168–169 4:27 24:4 53:4