حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسۡتَيۡـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ كُذِبُواْ جَآءَهُمۡ نَصۡرُنَا فَنُجِّىَ مَن نَّشَآءُۖ وَلَا يُرَدُّ بَأۡسُنَا عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ١١٠
حَتَّىٰٓ hatta إِذَا ne zaman ki ٱسۡتَيۡـَٔسَ umutlarını kestiler ٱلرُّسُلُ elçiler وَظَنُّوٓاْ ve sandılar أَنَّهُمۡ kendilerinin قَدۡ gerçekten كُذِبُواْ yalanlandıklarını جَآءَهُمۡ onlara geldi نَصۡرُنَا yardımımız فَنُجِّىَ ve kurtarıldı مَن kimseler نَّشَآءُۖ dilediğimiz وَلَا asla يُرَدُّ geri çevrilmez بَأۡسُنَا azabımız عَنِ topluluğundan ٱلۡقَوۡمِ the people EN ٱلۡمُجۡرِمِينَ suçlular
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
İlişkiler20 bağlantı · 4 tür
Aynı hüküm6:147
Aynı konu2:214 6:34 9:40 10:103 11:80 21:9 23:39 30:47 37:171–173 37:172 40:51 58:21
Genelleştirir11:58
Henüz sınıflandırılmamış10:102 21:88 22:40 40:55 47:7 47:19