وَلَوۡ أَنَّ لِكُلِّ نَفۡسٍ ظَلَمَتۡ مَا فِى ٱلۡأَرۡضِ لَٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۖ وَقُضِىَ بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِۚ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ٥٤
وَلَوۡ ve şayet أَنَّ şüphesiz لِكُلِّ her نَفۡسٖ nefis ظَلَمَتۡ zulmeden مَا ne varsa فِى yeryüzünde ٱلۡأَرۡضِ the earth EN لَٱفۡتَدَتۡ fidye olarak verirdi بِهِۦۗ onu وَأَسَرُّواْ ve açığa vururlar ٱلنَّدَامَةَ pişmanlıklarını لَمَّا zaman رَأَوُاْ gördükleri ٱلۡعَذَابَۖ azabı وَقُضِىَ ve hüküm verilir بَيۡنَهُم aralarında بِٱلۡقِسۡطِۚ adaletle وَهُمۡ ve onlar لَا haksızlığa uğratılmazlar يُظۡلَمُونَ (be) wronged EN
Diyanet Aktaş Haleem Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
İlişkiler20 bağlantı · 4 tür
Aynı kök49:9
Aynı ibare34:33 39:47
Aynı konu2:123 5:36 6:70 13:18 21:47 33:66 52:7 57:15 70:11
Henüz sınıflandırılmamış2:48 3:91 10:4 16:85 25:27 70:11–14 70:13 70:14