تدريس الكتابTadrees ul KitabKuran'ı Kuran'la okuma platformu

al-Qalam · Kalem · 52 ayet

Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِBu sure besmeleyle başlar (ayet sayılmaz).

نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz sana tükenmez bir mükafat vardır.

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

O halde yalanlayanlara boyun eğme.

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.

إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.

قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?)

أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.

وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir halde Rabbine yakarmıştı.

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı.

فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

(Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri · Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Halbuki o (Kur'an), alemler için ancak bir öğüttür.